ATATÜRK'ÜN BURSA NUTKU ve YORUMLAR......


6/11/2009 ·


**Şubat 1933'ün ilk günlerinde
Bursa Ulucami'de toplanan 100 kadar kişi camilerde Türkçe ezan okunmasına karşı bir ayaklanma girişiminde bulunurlar.
Ayaklanma kısa sürede bastırılır.
Atatürk olayın hemen ardından Bursa'ya gider. Çekirge yolu üzerinde bulunan bir köşkte akşam yemeği yenildiği sırada bir kişi Atatürk’e ayaklanmayla ilgili olarak şöyle diyecek olur: "Bursa gençliği olayı hemen bastıracaktı, fakat zabıtaya ve adliyeye olan güveninden ötürü..."
Atatürk'ün hemen konuşmakta olan kişinin sözünü kestiği ve günümüzde "Bursa Nutku" diye anılan konuşmayı yapmıştır.



**Bursa Nutku...

Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, " Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır " demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, " Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir " diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, "demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek "...

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, " ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir."

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği..!

M.Kemal Atatürk...



**Bu konuşmayla ilgili olarak Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, "Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi" adlı kitabında şu yorumu yorumu yapar: " Tarihte bu sözleri söyleyebilen bir başka devrimci çıkmış mıdır..? Başında bulunduğu devletin bile " zaaf " içinde olabileceğini düşünen, geleceğin siyasal iktidarlardan kuşkulanabilen, ama gençliğe böylesine " sınırsız " bir güven besleyen, böylesine " çek " veren, gençliği böylesine " son çare " olarak gören bir devrimci yoktur..! Ve Atatürk, hem gelecek iktidarlar hem de gençlik konusunda yanılmamıştır."

...
Farklı görüşlere sahip kaynaklar bu nutkun gerçek olamayacağını açıklamıştır. Bunu savunanların genel tezi " Atatürk'ün gençleri anarşiye teşvik etmesinin hiçbir mantığı olmadığı " yönündedir.

Bursa Nutku' nun uydurma olduğunu savunanlardan biri olan Tarihçi Mustafa Armağan, bir makalesinde şunları yazmaktadır:

Hadisenin ceryan ettiği günlerde basında tek kelimeyle olsun söz edilmeyen, ki o zamanlar Atatürk'ün her sözü anında zaptedilirdi. Bu nutku, yaklaşık 15 kişi olduğunu bildiğimiz toplantıya katılan zevat da yalanlar (mesela Kılıç Ali ile Yusuf Hikmet Bayur). Katılanların yalanladıkları, nöbetçi defterinde kaydı bulunmayan, gazetelerde esamisi okunmayan, Anadolu Ajansı'ndaki beyanatta zikri geçmeyen bu nutkun Atatürk' e ait olması mümkün değildir. Hatta bazılarına göre, Stalin'in Komünist Gençliğe Hitabı'ndan alınıp Atatürk'e yamanmıştır.

Sonradan Bursa Nutku adıyla meşhur olacak bu metin ilk kez 1947'de Rıza Rüşen Yücer' in Atatürk'e Ait Birkaç Fıkra ve Hatıra adlı kitabında görülürse de, Celal Bayar tarafından 1949'da İzmir'de yapılan II. DP Büyük Kongresi'nde okutulmasına kadar yine kimsenin ilgisini çekmez. Bayar' ın menfaatlerine bir eldiven gibi uymaktadır.
Nutuk'ta " Madem gerici CHP' yi adalet durdurmuyor, o halde gençlik yönetime el koymalıdır " mesajı bağırmaktadır. Ne var ki, nutku alkışlayan DP' liler, hasımlarının eline ne denli tehlikeli bir silah uzattıklarının farkında değillerdir.

9 yıl sonra bu defa CHP yanlısı Ulus gazetesine basılmış olarak görürüz onu. Bu defa amaç, DP'yi tehdittir. " Gençlik, iktidara rağmen kanun-nizam dinlemeden rejimi korumak adına idareye el koyacaktır " mesajı çınlar. Tartışma alevlenince Cumhuriyet Savcısı Ulus gazetesi hakkında soruşturma açar. DP'nin bu nutku daha önce okuttuğunun ortaya çıkması üzerine ise Menderes'in baskısıyla savcılık takipsizlik kararı verir ve hadise kapanmış görünür. Ancak bir kere kılıfından çıkan silah belden bele dolaşmaya kararlıdır.

1975 yılında Cafer Tanrıverdi tarafından yazılı metin olarak halka dağıtıldı. Bursa Nutku, bu defa savcılığa verilmekle kalmadı; ağır cezalık oldu Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yürütülen davada, bilirkişiye başvuruldu. Dönemin Türk Tarih Kurumu Başkanı Enver Ziya Karal ve Öğretim Üyesi Sami N. Özerdim mahkemeye Bursa Nutku metninin Atatürk' e ait olduğuna dair görüş ve belge sundular Mahkeme de, bilirkişinin görüşü paralelinde karar aldı ve böylece Bursa Nutku'nun Atatürk'e aitliği yasal kesinlik kazandı.



Deniz Gezmiş' in Devrim Gazetesine Verdiği Röportaj...


Atatürk’ün, “Tam bağımsızlık” ülküsünü kendilerine şiar edinen devrimci gençleri sindirmek için cinayet tedbirlerine kadar varan planlar yapılıyor şu günlerde. Tertipçilerin baş hedeflerinden biri de gençliğin önde gelen liderlerinden Deniz Gezmiş, son olayları şöyle yorumladı:

- Türkiye ekonomisi tam bir çıkmaz içindedir. Zamlara rağmen, bütçenin açığı 2,5 milyardır. Bu, tutucular koalisyonunun iflasını açıkça ortaya koymuştur. Tutucu güçler, egemenliklerini uzun süre devam ettiremeyeceklerini anlamış olmanın telaşı içindedir. Devrimci gençlik eylemini engellemek için tertiplere girişmeleri bundandır. Fakat umduklarının tersi olmuş ve bu olaylar bizi daha örgütlü, daha disiplinli ve daha güçlü eylemlere hazırlamıştır. Tertipleriyle gençliği ordunun karşısına düşürmek hedefine ulaşamadıkları gibi, devrimci gençlik eylemi, Mustafa Kemal’ci zinde güçler saflarını biribirlerine kenetlemiştir. Mustafa Kemal adı, geniş öğrenci kitlelerinde daha fazla ağızdan ağıza dolaşır olmuş, forumlarda Bursa Nutku ve Gençliğe Hitabe tekrarlanmış ve bunlar uygulanmıştır. Emperyalistler ve işbirlikçileri, Gazi Mustafa Kemal’in çizgisinin geniş kitlelerde ve bütün zinde güçlerde yankılanmasından korkmuşlardır bugün.

- Gençlik eylemleri içinde önemli bir yerin var ve tutucu güçler senin okuldan atılmış olmanı sürekli istismar konusu ediyorlar. Bu durumda senin söyleyeceklerin neler?


- Üniversite öğrenimi yapmak Anayasa’nın verdiği bir haktır. Öğrenci olarak devrimci mücadeleye katılmak ise, Mustafa Kemal’in bize yüklediği bir görevdir. Dünyanın bütün gericileri biraraya gelseler bu hakkımızı ve görevimizi elimizden alamayacaklardır.

- Mustafa Kemal’in gençliğe yüklediği devrimci görevler nelerdir, biraz daha açıklar mısın?


- Türkiye ilk Kurtuluş Savaşı’ndan 50 yıl sonra tekrar yarı-sömürge durumdadır. Ve Kemalist bir Cumhuriyetin başına anti-Kemalist politikacılar geçmiştir. Politikacı, anti-Kemalist karşı devrim hareketine yeşil ışık yakmaktadır. Bu koşullarda gençlik, emperyalizme ve anti-Kemalist gidişe karşı verilen savaşta somut olarak ön safta bulunmaktadır. Elbette tarihi önderlik sorunu ayrı bir konudur. Bugün için gençlik, mümkün olduğu kadar geniş halk kitlelerini emperyalizme karşı mücadeleye katmak için devrimci eylemde bulunacaktır. Kemalist Devrim tamamlanacak ve onun emperyalizmle çelişen bütün milli sınıf ve tabakalara maledilmesi sağlanacaktır. Gençlik bütün Kemalist güçlerle yek vücut olmak zorundadır.

(Doğan Avcıoğlu’nun çıkardığı Devrim Gazetesi - 23 Aralık 1969 - Sayı: 10 - Sayfa: 2-7)


Kaynaklar (alıntıdır)...
Atatürkçü Düşünce Dernegi Veb Sitesi...
68liler Vakfı Veb Sitesi...


Yıl 1933 cumhuriyet kurulmuş ve hala gerici bir durum söz konusu ve devrimler hala anlaşılamamış gençlik bunu anlamalıdır diye bilmiştir...Polis ve kolluk kuvvetleri sizin karşınızda bile olsa siz doğru bildiğinizi elinizde taşınızla sopanızla savunun devrimci olmak bunu gerektirir demiştir...
Mahkemlerde kayrılmacılığı değil Deniz, Yusuf, Hüseyin' ler gibi asılmak olsa da sonunda...
Diyecek ki, " ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir."

Bu sözler daha sonra Deniz'in savunmasında da yer alacaktır...

**Ve yıl 2008 ve hala sağ meyilli bir gerici durum söz konusu...Kolluk güçleri haksızı bırakıp, haklıyı tutuklamakta, hatta öldürmekte...
Jejim cumhuriyet olmaktan çıkmış, meşrutiyet rejimi kol geziyor...
Gençlik, Cumhuriyet adına bu ülkenin gençleri bu ülkenin polisi, jandarması var demeyecektir...Elinde sopası, taşı, silahı ve kültürüyle bu Cumhuriyeti tüm karanlığa boğmaya çalışanlara karşı mahkemelerde kayrılmadan ve bunu ummadan Deniz' lerin izinden giderek sehpalarda asılmak uğruna korumalıdır...

Yorum (0) Yorum yaz!

GDO


5/11/2009 ·

Genetiği değiştirilmiş organizma: Balıklı domates, böcek ilaçlı patates filan... Bağışıklık sistemini çökertir.


Genetiği değiştirilmiş politikacı:
Takunya geni zerk edilmiş eski Atatürkçü, DNA'sına Hepimiz Ermeniyiz şırınga edilmiş çakma ülkücü, Amerikancı dinci, takkeli solcu, Euro kokulu liboş... Alışıklık sistemini güçlendirir, bağımsızlık sistemini çökertir.


Genetiği değiştirilmiş gazeteci:
Bi bakarsın demokrat, bi bakarsın darbeci, bi bakarsın, a-aa, cemaatçi... Köksüz ve omurgasız olduğu için, akredite geni direkt cüzdana monte edilir. Yılışıklık sistemini güçlendirir, sırnaşıklık sistemini özendirir, namuslu vatandaşın bünyesinde
alerji yapar.


Genetiği değiştirilmiş gazete:
Sahibi Ali'yken manşetleri başka açar, hazım zorluğu yaratır, şak, el koyarsın, Ali'nin külahını Veli'ye giydirirsin, sahibi Veli'yken başka açar. Logo aynı kaldığı için, bilinçsiz tüketicinin ruhu bile duymaz, hazmı kolay olur.


Genetiği değiştirilmiş bürokrat:
Biyoteknolojiye gerek yoktur, o işini bilir. Raf ömrü uzundur. Güneşe döner gibi iktidara döner, mevsimine göre çiçek açar, bu mevsim badem mevsimi mesela... Badem açmamakta direnenler, kımıl zararlısıdır, ayıklanır, tarla mümbit olur.


Genetiği değiştirilmiş profesör:
Tohumları Amerika'dan gelir, vakıf üniversitelerine ekilir, öğrenci fidanlarına aşılanır. Yerli tohumdan doçent bile yapılmazken, bunlar aniden boy verir... Etiketine ambalajına kanıp yersen, zamanla reflü yapar, kusma hissi verir.


Genetiği değiştirilmiş işadamı:
Aslanım kaplanım diye kükrer, kesersin ihale genini, kuzu olur, kuzu...


Genetiği değiştirilmiş terörist:
Omuzundaki Kalaşnikof genini çıkartıp, yakasına karanfil genini takarsın, çiçek gibi olur...
E çiçek ithalatı zaten serbest.


Genetiği değiştirilmiş seçmen:
Sindirim sistemi mi çalışmıyor, verirsin cop genini, sindirir. Acıktı mı, bırakırsın kapısına koliyi, doyar. Üşüdü mü, yığarsın kapısına kömürü, ısınır. Beyin sistemi mi çalışmıyor, dokunmazsın, bırakırsın organik büyüsün.

Yılmaz ÖZDİL.04.KASIM.2009 Hürriyet

Bu yazı sayın Yılmaz ÖZDİL'in 4 Kasım tarihli hürriyet gazetesinde yayınlamış olduğu yazıdır,
Yazılarını sürekli takip eden biri olarak hoş görüsüne sığınarak bu güzel yazıya SENDİKACI ABİ olarak küçük bir katkı sağlamak istiyorum...

Genetiği değiştirilmiş sendikacı: Tabanından uzaklaşır,'SENDİKA AĞASI OLUR'...
İşçiden çok sistemden güç almaya başlar,en ciddi emek sorunlarında işçinin sabrı taşmaya başladığında küçük çaplı eylem,miting düzenleyerek  'Gök kubbeyi başınıza indiririz','Ankarada hükümet varsa Türk-iş'te var',vs.vs. gibi iri laflarla işçinin gazını alır.
 Bir nevii gaz alma aracı haline gelmiş sendikacılar sistemin ve yönetenlerin vazgeçilmezi olur..
Diyeceksiniz'ki bu arada işçi ne olur?
JOP darbeleri ve yuttuğu BİBER GAZIN'dan sonra yaşamaya devam edecek kadar şanslı ise,Bu şansından dolayı kendini dine adayarak kendisine süratle bir tarikat bulup AKP hükümetince kendisine verilen ODUN,KÖMÜR,NOHUT,ŞANSLIYSA NAKDİ YARDIMI alarak mutlu ve meshut yaşamaya devam eder....

Yorum (3) Yorum yaz!

Yasa taslağı engelleri kaldırmıyor


5/11/2009 ·

2821 ve 2822 sayılı Sendikalar Yasası için artık bu ay karar verilecek. 12 Eylül darbesinin ardından hazırlanan yasanın değişmesini isteyen sendikaları yıllardır ‘değiştireceğiz’ diye oyalayan hükümetler, ILO’nun uluslararası alanda sık sık yaptığı kınamalar nedeniyle bir tasarı hazırladı. Bu tasarı ilk değil. Daha önce de pek çok taslak hazırlandı, ancak tümü 12 Eylül yasasının yasakçı özünü korur nitelikteydi. Yeni getirilen taslak da kimi talepleri karşılamakla birlikte bu engelleri bünyesinde taşımaya devam ediyor.
Üstelik Üçlü Danışma Kurulu toplantısında sendikalara 25 Kasım’a kadar süre tanıyan AKP Hükümeti, bu süre içinde işveren sendikası da dahil olmak üzere, sendikalar kendi aralarında bir uzlaşmaya varamazlarsa, kendi hazırladığı tasarıyı yasalaştıracak. Ki bu tasarı, şu an tartışmaya açılandan daha da yasakçı bir yapıda.
Eğer sendikalar arasında bir uzlaşma olur ve ortak bir tasarı hazırlanırsa, hükümet bu ortak tasarıyı esas alacak. İşçi sendikaları ile işveren sendikalarının çalışma hayatını düzenleyecek konularda anlaşmalarının oldukça zor olduğunu düşünürsek, hükümetin istediğinin olacağını görmek için kahin olmaya gerek yok.
Son Üçlü Danışma Kurulu toplantısına kadar çok bilinmeyen ve tartışılmayan taslak, sendikalara verilerek değerlendirilmesi istendi. Hükümetin hazırladığı taslak, işkolları sayısından barajlara, işyeri sendikacılığından grev konularına kadar birçok konuda yeni düzenlemeler içeriyor.

İŞYERİ SENDİKALARI GELİYOR AMA...


Hükümetin hazırladığı tasarıya göre artık işyerlerinde sendika kurulabilecek. Ayrıca meslek sendikası ve federasyon uygulaması da sendikalar yasasındaki değişiklikler arasında yer alıyor. İsmi güzel olsa da bu sendikaların hayat bulması zor. Çünkü işçilere işyeri sendikası kurma hakkı veriliyor, ancak toplusözleşme yapabilmeleri için işkolundaki işçilerin yüzde 2’sini örgütlemeleri gerekiyor. Meslek sendikaları için de aynı kural getiriliyor toplusözleşme yapmaları için.
Yani tasarıda adı geçen işyeri sendikası ve meslek sendikası varlığını kağıt üzerinde sürdürecek, veya işyerinin bir derneği gibi faaliyet gösterecek.

BARAJ KALKMIYOR, YÜZDE 2’YE İNİYOR


Türkiye’de birçok sendikanın tabela sendikası olmasına neden olan işkolu barajı bu tasarıyla yüzde 10’dan yüzde 2’ye iniyor. Yani var olduğu işkolundaki toplam işçilerin yüzde 2’sini örgütlenmesi gerekiyor sendikalı yetkili olabilmesi için.
Yeni tasarıyla işkolu barajı yüzde 2’ye inerken, işyeri barajı varlığını aynen koruyor. Bir işyerinde yetki alabilmek için toplam işçilerin yarısından bir kişi fazlasının sendikaya üye olması gerekiyor. Sendikalar, işyeri barajının da ortadan kalkmasını talep ediyorlardı.
Hükümet işkolu barajını yüzde 2’ye indirirken, sendika üyeliklerinin gerçek rakamlarının da tespit edileceğini söylüyor. Yani artık sendikaların bildirdiği üye eğer Sosyal Güvenlik Kurumu’na kayıtlı ise sendika üyesi kabul edilecek. Bu uygulama ile gerçek üye sayıları ortaya çıkacak olan sendikaların birçoğu, işkolu barajı yüzde 2’ye inmesine rağmen yetkisini kaybedecek gibi gözüküyor.
2821 ve 2822 sayılı Sendikalar Kanunu’nda yapılacak olan değişikliklerin bir kısmı tasarıda böyle yer alıyor. İyi gibi gözüken maddelerin yanı sıra çalışma hayatını daha da olumsuz etkileyecek olan maddeler de yer alıyor bu tasarının içinde.

BİR ÖNCEKİ TASARIDA NELER VARDI?


2821 ve 2822 sayılı Sendikalar Kanunu daha önce de sık sık değiştirilmek istendi. Bundan önce de oldukça fazla tasarı hazırlandı ama yasalaşamadı. Bundan önce hazırlanan tasarıda yer alan maddelerden bazıları şunlar:
- 2821 sayılı Sendikalar Kanunu taslağı ile bazı işkolları birleştirilerek, 28 olan işkolu sayısı 19’a indiriliyor.
- Yüzde 10 işkolu barajı kaldırılıyor ama yüzde 50+1 işyeri ve işletme barajı korunuyor.
- İşkolu barajının yerine sadece Ekonomik Sosyal Konsey’de temsil edilen ve en az 80 bin üyeye sahip konfederasyonlara bağlı sendikalara toplusözleşme yapma hakkı tanınıyor.
- Yapılan düzenlemelerle, işçilerin grev hakkının hükümet tarafından “genel sağlık” ve “ulusal güvenlik” gibi son derece “esnek” gerekçeler gösterilerek askıya alınabilmesi aynen devam ediyor.
- İşçilerin greve çıkması için aşılması zorunlu olan uzun prosedürler aynen korunurken, genel grev, dayanışma grevi gibi haklara yönelik yasaklar sürüyor.

NOTER ŞARTI KALKIYOR


Yeni hazırlanan tasarının en olumlu maddesi noter şartının kaldırılıyor olması. Sendikaların örgütlenmesi önündeki en büyük engellerden birisi olan üyelikte ve istifada noter şartı artık kalkıyor.
Bundan önce hazırlanan tasarıda noter şartı üyelikte istenmezken, istifa durumunda zorunluydu. Bu tasarıda noter şartı tamamen ortadan kalkıyor.
Bu tasarıdaki ilginç maddelerden birisi de, sendika aidatlarının kaynaktan kesilmesine son veriliyor. Yani artık sendikacılar aidatları kendileri toplayacak. Üyeleri ile çok fazla yüz yüze gelmeyen sendikaların bu maddeyi tepkiyle karşılamaları bekleniyor.
4 yılda bir genel kurullarını toplayan sendikalar, bu tasarı yasalaşırsa artık 3 yılda bir sendika genel kurulu yapmak zorunda kalacaklar.
Bu tasarıda sendikacıların tepkisini çekecek maddelerden birisi de, sendika yöneticilerinin ücretlerinin sınırlandırılıyor olması. Bu tasarının yasalaşması durumunda sendikacıların ücreti, en yüksek devlet memuru maaşının iki katını geçemeyecek.

Nema Makine işçileri hakları için direnişte


Tamda sendikalar kanununda yapılacak düzenlemelerin tartışıldığı günlerde geldi Düzce’den haber. Yine sendikal örgütlenmeye engel olan bir patron. Anayasal hakkını kullandıkları için işten atılan işçiler. Düzce’de kurulu bulunan Nema Makine işçileri, Birleşik Metal-İş Sendikası’nda örgütlenmeye başladıkları için işten atıldılar. İşçilerin örgütlendiğini öğrenen Fabrika Müdürü Osman Taner Nakipoğlu, 32 işçiyi işten attı.
Birleşik Metal-İş tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Aynı gün işyerinde işten atılmaların duyulması üzerine, ilçe kaymakamı ve belediye başkanı işyerine gelerek, işten atılan üyelerimizin sorunlarını dinledikten sonra işverenlikle bir görüşme gerçekleştirmişlerdir. Görüşme sonrasında Müdür Osman Taner Nakipoğlu’nun kendilerine ‘sendikayla veya sendikaya üye işçilerle herhangi bir görüşme yapmasının ve sendikayı tanımasının mümkün olmadığını, sendika üyesi olan işçileri işyerinde çalıştırmayacağını ve bunun bir mücadele olduğunu ve işveren olarak bu konuda sonuna kadar mücadele edeceğini, sonucunda yasal olarak ne ceza çıkıyorsa ödeyeceklerini ama sendikayla anlaşmayacaklarını’ belirttiğini direnişteki üyelerimize açıklamışlardır” denildi. Bu açıklamanın sendikal hak ve örgütlenme özgürlüğüne gösterilen tahammülsüzlüğün açık bir ifadesi olduğunun belirtildiği açıklamada, “Bu haksız ve kanun dışı uygulama karşısında işten çıkartılan üyelerimiz, işyerinin önünde direnişe başladılar. Haklarını alana kadar bu direniş devam edecek ve kazanan direnen işçiler olacaktır” denildi.

İŞKOLLARI 17’YE İNİYOR


Türkiye sendikal hareketi içinde belki de en çok tartışmalara neden olacak konulardan birisi, işkollarının birleştirilmesi. Alakasız birleştirmelerin yanı sıra iyi birleşmeler de yapılıyor bu tasarıyla. İşkolu sayısı 28’den 17’ye indiriliyor.
Yeni tasarıyla gıda, tarım, ormancılık, avcılık, balıkçılık ve şeker bir araya geliyor. En alakasız birleşme bu iş kolları gibi gözüküyor. Deri, dokuma ve hazır giyim ile birleşiyor.
Ağaç ile kağıt tek işkolu olurken, iletişim, basın yayın ve gazetecilik bir araya geliyor.
Daha önceki tasarıda ayrı bir işkolu olarak kalan gemi bazı sendikaların korunmaya çalışıldığı yorumlarına neden olmuştu. Bu tasarıda metal iş kolu ile birleşiyor.
İşkolları birleşmesinde en çok tartışma yaratacak birleşme; kara, deniz, hava, demiryolu, ardiye ve antrepoculuk. Bu işkolu birçok sendikayı ortadan kaldıracağı için tartışmalara neden olacak.
Bu birleşme ile daha önce barajlara tabi olmayan avcılık ve balıkçılık da artık işkolu barajına tabi olacak.
İşkolları sayısı bu kadar düşünce sendikaların nasıl birleşecekleri, bu birleşmelerden nasıl yapıların ortaya çıkacağı merak konusu.
İşkolları sayısının düşmesini isteyen sendikacılar, bakalım koltuklarından da feragat edebilecekler mi!..
Bu tasarı ile sendika kurmak için aranan Türk vatandaşlığı koşulu kalkıyor, sendikaya üye olma yaşı 16’dan 15’e iniyor.

GREV YASAKLARI KALKIYOR MU


Bu tasarının en dikkat çeken noktası, grev yasaklarına ilişkin herhangi bir maddenin olmaması. Yani bugüne kadar grev yasağı olan birçok işkolunda artık yasak kalkıyor. Artık enerji, askeri işyerleri, BOTAŞ gibi petrokimya işyerlerinde grev yasakları son bulacak. Eğer gerçekten bu maddenin unutulması gibi bir durum söz konusu değil ise... Çünkü taslakta ne grev yasaklarının devamıyla ilgili ne de grev yasaklarının kalkmasıyla ilgili bir madde bulunmuyor. Eğer bu bölüm daha sonra eklenmezse, taslak birçok sendika için müjdeli bir haber. Tabii şimdi “grev hakkımız olmadığı için elimiz kolumuz bağlanıyor” derken samimilerse!..
Genel grev, dayanışma grevi ve siyasi grev bu tasarıda kendine yer bulamıyor.
Tasarıda iyi gibi gözüken ama aslında değişmeyecek olan konulardan birisi de bakanlığın grevleri durdurmasıyla ilgili. Tasarıda ilgili madde şöyle geçiyor: “İlgililerin veya bakanlığın talebi üzerine başlamış ya da başlayacak olan grev, kamu düzeni ve kamu sağlığı açısından sakıncalı görülürse kısmi süreli ya da tamamen mahkeme kararı ile yasaklanır.” Yani daha önce bakanlığın verdiği kararı artık mahkemenin verecek olması olumlu gibi gözükse de, maddede yer alan “ilgililer”den başta işverene de mahkemeye başvurma hakkı veriliyor. Ama sadece o işverene vermiyor bu hakkı. Yani grev yasaklarının çok yaşandığı Şişecam’ı örnek alırsak kendimize; Şişecam patronu kadar otomobil sektöründeki patronlara da, lastik fabrikalarındaki patronlara da “Sektörü olumsuz etkiliyor” diyerek mahkemeye başvurma hakkı veriyor.

Gökhan DURMUŞ.04.11.2009 istanbul/EVRENSEL

Yorum (0) Yorum yaz!

‘Masalcı’ müdür hâlâ görevde


4/11/2009 ·

Emekçilere mezarda emeklilik öngörenlerin kendi çocuklarının bir an önce emekli olabilmeleri için hilelere başvurdukları açığa çıktı. Başbakanlık Kamu Görevlileri Etik Kurulu, 5 ve 13 yaşındaki çocuklarına sigorta yaptıran Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkan Yardımcısı Veysel Uyar’ın etik davranış ilkelerine aykırı davrandığını tespit etti. Çocuklarının modellik yaptığını, sigortalama işlemini de kendisinin haberi olmadan eşinin yaptırdığını söyleyen Uyar inandırıcı bulunmadı.
Kamu Görevlileri Etik Kurulu’nun kararı Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yer aldı. Kurul, Uyar’ın çocuklarını sigorta ettirmesinin etik davranış ilkelerine aykırı olduğunu tespit etti.
Başbakanlık Etik Kurulu, durumuyla ilgili olarak Uyar’dan savunma istedi. Kurul’a gönderdiği savunmada, çocuklarının katalog çekiminde model olarak çalıştıklarını iddia eden Uyar, çocukların bireysel gelişimlerine ve özgüvenlerine katkı yapması düşüncesiyle teklifin anneleri tarafından kabul edildiği ve müteaddit kez yapılan provalar sonucunda çekim yapıldığını öne sürdü.
Uyar, kendisinin konuyu basına yansımasından sonra öğrendiğini öne sürerek, önceden bilgisinin olması halinde bu duruma kesinlikle engel olacağını belirtti.
HAYATIN NORMAL AKIŞINA AYKIRI
Kararda, bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde; Uyar’ın, yeni sosyal güvenlik yasasının yürürlüğe girmesinden önce erken emeklilik ve diğer avantajlardan yararlanabilmeleri için 5 ve 13 yaşlarındaki çocuklarını, Ankara’da faaliyet gösteren bir matbaada Nisan 2008 döneminde işe giriş yaptırarak sigortalı gösterdiği, nisan ve mayıs dönemi için 3 ve 7 gün prim ödemesi yapıldığı, Sosyal Güvenlik kontrol memurlarınca yapılan denetleme neticesi çocuklara ait işe giriş bildirgelerinin gerçeğe dayanmadığı gerekçesiyle iptal edildiğinin anlaşıldığı anlatıldı.
Hakkında inceleme yapılan Uyar’ın, konuyla doğrudan ilgili, sigorta işlemlerinin yürütülmesi ve denetlenmesinden sorumlu olan bir kurumun en üst yöneticilerinden olduğu anımsatılan kararda, Uyar’ın, görevi gereği, yeni kanunun imkan ve yükümlülüklerini bilebilecek en uygun konumdaki kişilerden biri olduğuna işaret edildi.
Kararda; aile birliğinin devam etmesi, aynı konutta ikamet edilmesi, doğrudan kendi kurumu ile ilgili bir işlem olması nedeniyle, çocuklarının sigorta işlemlerinin eşi tarafından yapıldığı ve kendisinin bundan haberdar olmadığı yolundaki iddiasının hayatın normal akışına aykırı olduğu ifade edildi.
“Kontrol memurlarınca yapılan incelemede, çocukların sigortalı çalışıyor gösterildiği iş yerinde daha önce sadece bir kişinin sigortalı çalıştığı, ancak yeni kanunun yürürlüğe girmesinden hemen önce birdenbire 59 kişinin sigortalı olarak gösterildiği de dikkate alındığında, normal koşullarda sigortalı olması düşünülemeyecek 5 ve 13 yaşındaki çocukların yeni kanunun bazı hükümlerinden kaçınmak amacıyla sigortalandığının açıkça görüldüğü”de kararda yer aldı. (EKONOMİ SERVİSİ) EVRENSEL

Yorum (0) Yorum yaz!

İşçiler mücadeleyi tartıştılar


4/11/2009 ·

Kimisi sendikalaştığı için işten atılmış, kimisi çalışıyor ama ücretini alamıyor. Kimisi ise sendikalı çalışmasına rağmen işyerinde birçok sorunla boğuşuyor. Yaşadıkları sorunların ana nedeni patronlarının kriz bahanesiyle hayata geçirdiği saldırılar. İşçiler artık bunları yaşamak istemiyor. Sendikalı çalışmak istiyorlar, işten atmaların yasaklanmasını istiyorlar. İnsanca yaşayacak bir ücret istiyorlar. Ve işçiler bu taleplerini gerçekleştirebilmek için bir araya geldiler. Mahallelerde, fabrikalarda komiteler kuracaklar, ortak bildiriler dağıtacak, imza kampanyaları düzenleyecekler, belki de bir miting düzenleyecekler.
Geçtiğimiz hafta Eğitim Sen 5 No’lu Şube’de sendikalaştıkları için işten atılan Sinter Metal işçileri, Sabiha Gökçen işçileri ile tersane işçileri, tekstil işçileri, metal işçileri, karayolu işçileri, sağlık emekçileri, eğitim emekçileri ve krizin işsiz bıraktığı işçiler bir araya geldiler. Ortak mücadelenin yollarını, bunun için neler yapacaklarını tartıştılar. Çeşitli kararların alındığı toplantıda herkesin ortak düşüncesi, mücadele etmeden sorunların çözülmeyeceğiydi.
SİNTER İŞÇİLERİNİN ÇAĞRISIYLA
Sinter Metal işçilerinin yönettiği toplantının açılış konuşmasını Sinter Direnişçilerinden Ercan Karaman yaptı. 1 yıla yakın süredir devam eden direnişlerinin son durumu hakkında bilgi vererek konuşmasına başlayan Karaman, yaşadıkları sorunlara değindi. Direnişin hemen başında açtıkları davaların henüz sonuçlanmamış olmasından, direniş sırasında karşılaştıkları sorunlara, yaşadıkları ekonomik sorunlara değinen Karaman, bu sorunu sadece kendilerinin yaşamadığını, direnişte olan Sabiha Gökçen işçilerinin, Esenyurt Belediyesi işçilerinin, Okmeydanı Hastanesi işçilerinin de aynı sorunlarla karşı karşıya olduğunu söyledi. Tersanede yaşayan işçilerin ücretlerini alamadığını, ölümle burun buruna çalıştığını, diğer iş kollarında çalışan işçilerin de aynı sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Karaman, toplantıyı yapmalarının amacının aynı sorunları yaşayan işçilerin ortak mücadele etmesini sağlamak olduğunu ifade etti. Toplantının ilerleyen bölümlerinde söz alan işçilerin anlattıkları ve önerileri yapılan çağrının ne kadar doğru olduğunu ortaya koydu.
ÜCRETLER DÜŞTÜ, ÖNLEMLER ALINMIYOR
Tersanede çalışırken krizin hemen başında işten atılan ve aylarca işsiz kalan Serkan Tan, 20 gün önce bir tersanede iş bulabilmiş. Krizden önceki çalışma koşullarıyla yeni girdiği işteki çalışma koşulları arasında birçok fark olduğunu anlatan Tan, eskiden eldiven ve maske kullanabildiklerini ancak şimdi bunların verilmediğini ifade etti.
Tan, çalışma saatlerinin uzadığını, ücretlerin düştüğünü, işten atma baskısı nedeniyle işçilerin kuralsızlıklara karşı ses çıkarmadan çalıştıklarını dile getirdi. Oturdukları mahallelerde aynı sorunları yaşayan binlerce işçi olduğunu söyleyen Tan, mahallelerde işçilerle komiteler kurulması önerisinde bulundu.
Toplantıda söz alan bir tekstil işçisi aynı sorunların kendi iş kolunda da yaşandığını söyledi.
İlk olarak direnişte olan işçilerin bir araya gelmesi gerektiğini, direnişlerin olduğu alanlarda mücadelenin yoğunlaştırılması gerektiğini kaydeden tekstil işçisi, bu mücadelenin başında işçilerin olması gerektiğini belirtti. (İstanbul/EVRENSEL)


TOPLANTIDA ALINAN KARARLAR

Toplantının sonunda direnişteki Sinter Metal ve Sabiha Gökçen işçilerinin oluşturacağı bir üst komite kurulması kararı alındı.
Bu komite en kısa sürede tekrar bir araya gelerek yeni kararlar alacak. Benzer toplantıların daha geniş katılımlı yapılması sağlanacak. Toplantıya katılanların oturdukları mahallelerde komiteler kurulacak. Oluşturulan komitenin hazırlayacağı bildiriler mahallelerde, sanayi havzalarında dağıtılacak. Bir imza kampanyası başlatılarak çalışmanın genişlemesi sağlanacak. Direnişte olan diğer işçilerle bir araya gelinerek kararlar aktarılacak. Toplantıda yapılan diğer önerilen çalışmanın gidişatına göre tekrar değerlendirilecek.

SENDİKALI İŞÇİLER DE KATILDI

Birleşik Metal-İş Sendikası’nın örgütlü olduğu ABB fabrikasında temsilci olan Murat Yılmaz, örgütlü olmalarına rağmen kendilerinin de sorunlar yaşadığını, ilk olarak mahallelerde ortak bildiriler dağıtılması, ve “İşten atmaların yasaklanması” talebiyle imza kampanyası başlatılması önerisinde bulundu. Sanayi havzalarında ve fabrikalarda da bu çalışmanın yürütülmesi gerektiğini dile getiren Yılmaz, kendi fabrikasında bu çalışmaya güç vereceklerini dile getirdi.
Toplantıya katılan Yol-İş üyesi işçiler adına konuşan İşyeri Baştemsilcisi Recep Güzel de çalışmaya güç vereceklerini ifade etti. Kendi işyerlerinde özellikle yeni işe giren işçilerin birçok sorunu olduğunu, özellikle işçiler arasındaki ücret farkının arttığını dile getiren Güzel, mücadeleden başka seçenekleri olmadığını kaydetti.

İŞÇİLERİ VE İŞSİZLERİ KUCAKLAYACAK BİR ÇALIŞMA

Tersane İşçisi Ali Doğan ise, yapılacak çalışmanın tüm işçileri ve işsizleri kapsaması gerektiğini dile getirdi. Mahallelerde esnaflarla, derneklerle, muhtarlarla bir araya gelmeleri gerektiğini, ortak taleplerin kapsayıcı olması gerektiğini anlatan Doğan, çalışmanın bu şekilde sürmesi halinde büyüyeceğini dile getirdi. İşçilerin bir karar alması ve harekete geçmesi halinde başarının da geleceğini söyleyen Doğan, tersane işçilerinin tamamının çalışmanın bir parçası olması için tüm güçleriyle çalışacaklarını belirtti. Söz alan diğer katılımcıların da yapılacak çalışmalara katılacaklarını açıklamasının ardından alınan kararların ardından toplantı sona erdi.

‘MÜCADELEYE HAZIRIZ’

Toplantıya direnişte olan Sabiha Gökçen işçileri adına katılan İşçilerden Sezgin Uzun da yapılacak çalışmaya katılacaklarını dile getirdi.
Direnişlerinin başından bu yana yeterli desteği alamadıklarını söyleyen Uzun, çalışmanın öncelikle bu sorunu çözmesi gerektiğini ifade etti.
Sadece eylemlere 3-5 kişi gelerek destek vermenin yeterli olmadığını dile getiren Uzun, Sabiha Gökçen işçilerinin mücadelelerinin başarıya ulaşması için mücadeleye hazır olduğunu dile getirdi.
Ercan Karakaya 03.11.2009.Evrensel

Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »